25 Ocak 2010 Pazartesi

Ezber Yapboz - veya Bozyap :) -





Öğrencileri gruplara ayırın. Ezberlenen sûre veya duayı grup sayısı kadar farklı renkte kağıtlara yazın (veya çıktı alın). Sûre veya duayı parçalara bölün, öğrencilerden kelimeleri doğru şekilde sıraya dizmelerini isteyin. Önce bitiren kazansın...
Sûreyi parçalara bölerken öğrencilerin çoğunlukla şaşırdığı, kritik noktaları tercih edebilirsiniz. Âyete'l-Kürsî için aşağıdaki materyalin çıktısını alabilirsiniz.
Not: Bu aktiviteyi -uzun olmayan sûrelerde- yeni ezberlenecek olan sûrenin birkaç kez talimi yapıldıktan sonra, uzun sûrelerde de ezberlenmiş bir sûreyi pekiştirmek için uygulayabilirsiniz. Öğrencilere oyun sırasında sûreyi dinletmek de mümkün. Gülseren Akkaya İşbiçer'e teşekkürler :)

15 Ocak 2010 Cuma

Sorumluluk (Test)

Kendimizi Tanıyalım : Sorumluluklarımızın Farkında Mıyız?
Mutlu ve düzenli bir hayatı kim istemez!... Ama bunun için bazı sorumlulukları yerine getirmeliyiz. Bu sorumlulukların neler olduğunu bulmada aşağıdaki test size yardımcı olacaktır. Hazır mısınız?

1. Akşam misafirleriniz gelecek ve oldukça da kalabalıklar. Bu durumda nasıl davranırsınız?
A. Anneme, hazırlık konusunda nasıl yardımcı olabileceğimi sorarım.
B. Anneme, bu kadar telâş etmemesini, gelen misafirlerin de ona yardımcı olabileceklerini söylerim.
C. Böyle bir kalabalıkta, ortada görünmemenin en iyi yol olacağını düşünürüm.

2. Bir öğrenci, başarısını sizce neye borçludur?
A. Sistemli ve plânlı çalışmasına
B. Parlak bir zekâya sahip olmasına
C. Ödevlerini bile; onun yerine yapan, kültürlü bir aileye sahip olmasına.

3. Balıklara olan ilginizi bilen aileniz, doğum gününüzde size içindeki balıklarıyla güzel bir akvaryum hediye etse bu durumda siz ne yaparsınız?
A. Balıkların her türlü ihtiyacını görür ve akvaryumu da temiz tutarım.
B. Akvaryum hediye ettiklerine göre, balıkların bakımından ve her türlü işleminden ailemin sorumlu olduğunu düşünürüm.
C. Balıkların da acıkabileceğini hatırladığımda iş işten geçmiş olur.

4. Okula giden bir öğrenci olarak ne gibi sorumluluklarınızın olduğunu düşünürsünüz?
A. Ev içindeki bazı küçük işlere yardımcı olabilirim. (Çöp dökme, markete gitme, yatağımı düzeltme gibi.)
B. Sadece okulumla ilgili sorumlulukları üstlenirim.
C. Öğrencinin yeterince sorumluluğu olduğunu, asıl bana yardım edilmesi gerektiğini düşünürüm.

5. Arkadaşlarınızla birlikte pikniğe gittiniz. Yemek hazırlama zamanı geldiğinde siz ne yaparsınız?
A. Mutlaka yardım etmem gerektiğini düşünürüm.
B. Orada bu işi benden daha iyi yapabileceklerin olduğunu düşünürüm.
C. Yardım etmek yerine, hazırlıkları görmezden gelip oraya dinlenmeye gittiğimi düşünürüm.

6. Son günlerde aileniz maddî sıkıntı içinde. Bu durumda ne yaparsınız?
A. Harçlığımı tutumlu kullanırım, zorunlu olmayan harcamalardan vazgeçerim.
B. Ailem sıkıntıda olsa da; büyük babam, anneannem ve diğer akrabalarım ne güne duruyor, onlardan harçlık isterim.
C. Zaten harçlığımın yetersiz olduğunu, bunu kısmamın mümkün olmadığını söyler, babama ek iş bulmasını tavsiye ederim.

7. Anne ve babanız kısa bir süre için kardeşinizi size emanet etti. Ne yaparsınız?
A. Bana verilen bu şansı çok iyi değerlendirir, onunla hoşça vakit geçirir, kardeşimi güzelce avuturum.
B. Kardeşime, beni meşgul etmemesini, annemle babamın hemen döneceğini söylerim.
C. Bu kısa anı fırsat bilip, bana karşı daha önce yaptığı yaramazlıkların hesabını ondan sorarım.

DEĞERLENDİRME:
A şıkkı çoğunluktaysa
(5-7 arası) TEBRİK EDERİZ.
Çoğu kişinin olmak istediği özelliklere sahipsiniz. Sorumluluklarınızı biliyorsunuz ve yerine getirmek için de çaba gösteriyorsunuz.
LÜTFEN BÖYLE DEVAM EDİN.

B şıkkı çoğunluktaysa
(5-7 arası) sorumluluklarınızı bilseniz de bazen uygulamak zor gelebiliyor. Bazen de gerçekten bu benim işim değil, nasıl olsa biri yapar diyorsunuz. Ama ya herkes böyle düşünürse ne olacak?
AMAN DİKKAT! KENDİ AYAKLARIMIZ ÜZERİNDE DURMAYI ÖĞRENELİM.

C şıkkı çoğunluktaysa
(5-7 arası); sizin için tehlike çanları çalıyor demektir. Hemen, kendinize çeki düzen vermeye başlamalısınız. Günlük işlerin bir ucundan tutmalı ve başkalarının yardımıyla yaşamaktan vazgeçmelisiniz.
UNUTMAYIN, HİÇBİR ŞEY İÇİN GEÇ DEĞİLDİR.

Kaynak: Gonca Dergisi

14 Ocak 2010 Perşembe

İnançları Bakımından İnsanlar

Mü'min (Yasir ailesi)
"Hz. Muhammed'i dinliyorum anne. Kimse açlıktan ölmemeli, zengin fakiri kandırmamalı, kuvvetli zayıfı ezmemeli. Bunlar mı tehlikeli fikirler?"



Kâfir
"Tanrın kim senin, söyle?! 'Tanrım Hubel' de, söyle!"



Münafık (Abdullah b. Übeyy b. Selûl)
"Kaç, bir yere saklan. Gösteriş için seni serbest bırakmam gerekebilir!"



Resim


Mü'min, imanını ifade eder; kalbi beyaz, dışı beyaz...
Kâfir, inkârını ifade eder; kalbi siyah, dışı siyah...
Münafık, inkârını gizler; kalbi siyah, dışı beyaz...

Hafıza Oyunu
İman - Mü'min, İslam - Müslüman vs. şeklinde eşleştirerek hafıza oyunu (eşini bul) oynanabilir.

Hz. Muhammed (sav)'in Sütanneye Verilişi (şiir)



Bir Kucaktan Bir Kucağa
Halime Hatun denir
Bir tatlı hanım vardı
Mekke sokaklarında
Süt bebesi arardı

Bir anda yolu düştü
Nurla dolu bir eve
Dedi ki "Yavrunuzu
Alırım seve seve"

Âmine'nin gönlünden
Ilık bir şeyler aktı
Bu hanım, Muhammed'e (sav)
Sütanne olacaktı


Ana Oğlu Diz Dize
Aç koynunu Âmine
Gonca gülündür gelen
Âlemi kucaklayan
Elin kolundur gelen

Onunla gün doğacak
Onunla tüter ocak
Dünyada tutunacak
Bir tek dalındır gelen

Benliğini güle ver
Tutunduğun dala ver
Bu hâlini yele ver
Asıl hâlindir gelen

Cuma Namazı

Video (Çanakkale Savaşı, Kınalı Kuzular'dan)



Çalışma Kağıdı (Ezan, Kamet, Salâ)

Bu çalışma kağıdını buradan indirebilirsiniz.

Eşeğini Kaybeden Köylü ve Cuma Namazı (Hikâye)
Adamın biri bir gün eşeğine buğday yükleyerek değirmene varır. Eşeğin sırtındaki buğday çuvallarını indirir indirmez eşek kaçar ve kaybolur. Adam eşeğin peşine düşerek aramaya koyulsa Cuma namazını kaçıracaktır.


Tam bu sıkışık anda adamın tarla komşusu çıkagelir ve der ki, "Bugün sulama sırası senindir; hemen git; nöbetini kullanarak toprağına su ver. Sıranı kaçırırsan bir daha nöbet sana gelinceye kadar tarlanı sulayamazsın." Adam, Cuma namazını kaçırmamak için kaybolmuş eşeğini aramaktan vaz geçmişken bu defa da başına tarla sulama derdi çıkar. Dünyalık geçim bakımından işlerin her ikisi de biri birinden mühimdir. Eşeğin peşine düşmezse hayvancağız tamamen kaybolabilir; ya da canavarların birine yem olur. Halbuki köylü eşeksiz geçinemez. Öteye beriye yüklerini kim taşıyacak ve neyin sırtına binerek yolculuğa çıkacak?

Tarla, zamanında ve düzgün aralıklarla sulanmadığı taktirde o yılki ekinler ya noksan olur. Ya da hiç olmaz. Bu da bir köylü için bütün ev halkının o yıl açlıkla karşı karşıya kalması demektir. Ayrıca buğday çuvalları da değirmende kalmaktadır. Adamın sırasını bekleyip ekini öğütmesi ve onu evine götürmesi lazımdır ki karısı öğle yemeğine ekmek pişirebilsin.

Adam işlerin hangisine koşayım diye düşünüp dururken Cuma namazının vakti gelip çatar. Hemen hatırına varlıkların biricik sahibi Allah'ın kesin emri gelir. "Cuma ezanı okunduğu zaman, dünyalık işlerinizi bırakarak Allah'a ibadet etmeye koşunuz. Cumadan çıktıktan sonra işlerinize dağılarak helal yollardan geçiminizin peşine düşünüz." Adam şöyle düşünür: "Az sonra yüce Allah'ın kesin emri beni ibadet yerine çağıracaktır. Şu anda kafamı yoran dünyalık nimetlerle birlikte daha nice nimeti bana veren O değil midir? Üstün ve ortaksız bir gücün sahibi olarak, O verdiği nimetleri istediği anda geri alıp kulu çaresizlik içinde çırıl çıplak bırakacağı gibi elden kaçar gibi olan nimetleri tekrar kulunun eline ve emrine veremez mi? O halde tamam, herşey ne olursa olsun; ben Cuma namazına gidiyorum." Bu kesin karardan sonra saydığımız bütün sıkışık işlerini yüzüstü bırakarak camiye koşar. Dünya işlerinin kafa yoran düşüncelerinden sıyrılarak Allah'ın evine gider.

Hatibin okuduğu hutbeyi can kulağıyla dinlerken, hafta içinde yaptığı günahları bir bir aklından geçirir; daha önceki Cuma namazından çıkarken artık günah işlemiyeceğine gönülden söz verdiği halde sözünü tutamıyarak yaptığı dine aykırı hareketlerden ötürü yüreğinde derin bir pişmanlık duyar. Esirgeyen ve bağışlayan Allah'dan, her adımını O'nun emrine uygun şekilde atamadığı için samimi bir utanç duyar.

Pişmanlık ve utancının manevi gözyaşları ile gönlünü karartan günah pasları silinir. Kalbinin bir hafta önceki o tatlı rahatlığa ve Allah (c.c.) huzurunda teslim olmuşluğa tekrar büründüğünü hisseder ve sevinir. Fakat bu sevincin yanında "ya ibadetlerimi yüce Allah (c.c.) kabul etmezse; ya farkında olmadan ağır şekilde Allah'ı gücendirecek bir günah işliyor ve Allah'ın yaygın esirgeciliğini kendimden uzaklaştırıyorsam" diye içinde bir korku ve endişenin kıpırdadığı duyar. Sonra aklında gelir ki iyi bir mü'min zaten her an Allah'ın rahmetine güvenecek hem de O'nun korkusunu hiçbir an gönlünden çıkarmayacak, bu iki duyguyu aynı anda taşıyarak kendini yolun doğrusu üzerinde tutacaktır.

O halde bu korkulu ve aynı zamanda ümitli hali temiz bir mü'minin özlenen halidir. Sağlam bir mü'mine yakışır duygu ve düşünceler taşıdığına ayrıca sevinir. Allah'ın öz evinde O'na bağlılıkların en samimisini sunarak Cuma namazını kıldıktan ve arınmış bir gönülle ibadet evinden çıktıktan sonra adam, evine varır.

Bir de ne görsün!... Namazdan önce kafasını yoran ve neredeyse Cumayı kaçırmasına sebep olmak üzere bulunan bütün işler, adeta kendiliğinden oluvermiştir. Eşeği eve dönmüş, buğday öğütülmüş, tarlası da sulanmıştır. Yemek pişirip taze ekmek hazırlayan karısı sofrayı kurmuş kocasının camiden dönmesini beklemekteydi. Karısına "bu işler nasıl yoluna girdiğinden dolayı içinde katmerli sevinç duyar, ve karısı olanları anlatır; adamın birisi değirmene gitmişti, kendisinin sanarak bizim buğdayları öğütmüş, çuvalları evine getirince yanlışlık yaptığını anlamış ve bize göndermiş. Eşek az önce kendiliğinden dönerek eve geldi. Komşunun tarlasını doldurup taşan su, bizim tarlaya akarak toprağımızı sulamış ve işte işler gördüğün gibi yoluna girmiş."

Adam bir yandan Allah'a karşı, mü'min kalabalığı ile birlikte samimi kullak borcunu yerine getirip gönül rahatlığına kavuştuğundan ötürü öte yandan namaz öncesi canını sıkan işler, zincirlemesine kendiliğinden yoluna girdiğinden dolayı ayrıca katmerli sevinç duyar, kullarının her işini yoluna koyan yüce Allah'a şükürler ederek karısı ve çoluk çocuğu ile birlikte sofraya oturur.

Resimler




Not: İkinci resim "Bu adamlar sokakta ne yapıyor?" "Neden dışarıda namaz kılıyorlar?" sorularıyla birlikte dikkat çekmede kullanılabilir.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Hz. Muhammed (sav)'in Sütanneye Verilişi


"O Da Bir Çocuktu" (firma; Tevhid Seda) adlı 3D animasyondan alıntıdır. Satın almak için tıklayın.

9 Ocak 2010 Cumartesi

Oyun: Balık Tutmaca (Duruş Kuralları)

Malzemeler:

· Balık şeklinde kartlar

· Duruş kurallarındaki maddelerin yazıldığı kartlar

· Kurşun kalem

· Küçük mıknatıslar

· Kâse

· İp

· Mavi fon kartonu


Balık: Duruş kurallarına örnek olacak kelimeler balıkların üzerine takılır ve her balık kâğıdına da bir ataç takılır.

Olta: Bir kalemin ucuna ip ile mıknatıs bağlanır. (Nikâh şekerlerinde kullanılan mıknatıslar gibi daire şeklinde mıknatıslar kullanılabilir.)

Mavi fon kartonu masaya serilir ( Bu deniz oluyor J ) Balıklar denize atılır. Duruş kurallarındaki maddelerin her biri bir öğrenciye karta yazılı olarak verilir. Her öğrenciye bir olta ve bir kova (kâse) verilir. Her öğrenci (balıkçı) kendi kuralıyla ilgili kartı (balığı)kovasında toplar. Oyun sonunda kovalar kontrol edilir. Kendi balığını denizde bırakan veya başkasının balığını toplayan cezalandırılır. En fazla doğru balık toplayan ödüllendirilir.

Not: Temel kurgusu öğrencinin kendi seçtiği kuralı, nesneyi vs. karışık seçenekler arasından ayırması üzerine olan her oyunda bu oyun uygulanabilir.

Güneş ve Rüzgâr (Yumuşak huyluluk)

Güneş ve rüzgâr tartışmaya başlamışlar... Sen mi güçlüsün, ben mi güçlüyüm diye... Bir türlü anlaşamamışlar... Tartışmaları fırtınalar yaratmış...

Sonunda, güçlerini uzaktan, paltosuna sıkı sıkı sarılmış, patikadan yürüyerek gelen bir yolcu üzerinde denemeye karar vermişler... Demiş ki güçlü rüzgâr, "Bak şimdi ben güçlü nefesimle nasıl da söküp alacağım üzerinden yolcunun bu paltosunu!"... Ve estikçe esmiş, estikçe esmiş, daha güçlü ve daha güçlü. Ama o estikçe yolcu daha da sıkı sarınmış paltosuna... Hatta bir kayanın kovuğuna sığınmış... Sinirlenmiş, esmiş, gürlemiş rüzgâr... Ama nafile...

Sonunda pes etmiş rüzgâr, hafiflemiş öfkesi, dinmiş rüzgârı ve bırakmış esmeyi... Sıra güneşe gelmiş, güneş bulutların arasından görünmüş yalnızca... Kuşlar ötmeye başlamış, hava ılımış, yolcu çıkmış sığındığı kovuktan, yürümeye başlamış yolda... Güneş biraz daha görünmüş bulutların arkasından, hava ısınmış, yolcu çıkarmış paltosunu üzerinden, bir ağacın gölgesine sığınmış yine... Sıcak öğlen güneşinin altında.

Bazı Peygamberlerin Meslekleri (Çalışma kâğıdı)

Bazı Peygamberlerin Meslekleri

HZ. ADEM (AS) : İlk ziraat mühendisi ve çiftçi idi.
HZ. ŞİD (AS) : Hallac, kazzaz, nessac = dokumacıların, örücülerin ve mensucat sanayiinin ilk kurucusu idi.
HZ. İDRİS (AS) : İğneyi ilk icad eden, ona delik açan, iplik geçiren olduğundan, terzicilerin- konfeksiyoncuların- örücülerin piri sayılır.
HZ. NUH (AS) : Marangozcuların- gemicilerin- denizcilerin ve barbarosların piri idi.
HZ. HUD (AS) : Tüccar idi. Bütün tüccarların piri sayılır.
HZ. SALİH ( AS) : Sürülerle develer yetiştirirdi. Sütlerini hem içer, hem de satıp dünyalığını temin ederdi. Salih peygamberin devesi meşhurdur.
HZ. İBRAHİM ( AS) : Kabeyi yeniden inşa edişiyle, Hz Süleyman (as)'a ve Mimar Sinan'a önderlik etmiştir.
HZ. LUD (AS) : Tarihçi idi. Seyyahların, Evliya çelebilerin piridir.
HZ. İSMAİL (AS) : Kara ve deniz avcılığı ile geçimini sağlardı. Avcıların piri sayılır. 70 dil bilirdi. Tercümanların da piridir.
HZ. İSHAK ( AS) : Çoban idi.
HZ. YAKUB ( AS) : Çoban idi.
HZ. YUSUF (AS) : Saati ilk icat eden, Toprak mahsulleri ofisini ilk defa kuran, bolluk zamanında depolamayı, kıtlık zamanında halka dağıtmayı düşünen bir peygamberdir.
HZ. EYYÜB ( AS) : Ziraatcı idi.
HZ. ŞUAYB (AS) : Ziraatcı idi.
HZ. MUSA (AS) : Çobanlık yapmış ve Hz Şuayb (as)'a hizmetçilik etmiştir.
Bir büyüğe hizmet etmekte peygamber mesleklerinden biridir.
HZ. HARUN (AS) : Vezir idi.
HZ. DAVUD (AS) : Demiri işleyen, zırh yapan ve düzenli ordular kuran,
Calut'un ordularını mağlup eden bir kumandandır.
HZ. SÜLEYMAN (AS) : Emir, hükümdar idi. Sazlardan zenbil yapardı. Bakır madenini ilk defa işleyen O'dur.
HZ. ZÜLKİFL (AS) : Ekmek pişirirdi, fırıncıların piri idi.
HZ. İLYAS (AS) : Dokumacı ve iplikçilerin piri idi.
HZ. YUNUS (AS) : Balık avlayıp geçinirdi, balıkçıların piri idi.
HZ. ÜZEYR ( AS ) : Bahçıvan idi. Meyve ağaçlarını ilk defa aşılayan fidan yetiştiren, budama işlerini insanlara öğretendir. Bağ ve bahçe işleriyle uğraşanların piridir.
HZ. LOKMAN ( AS ) : Doktorluk ve eczacılık mesleğinin piridir.
HZ. İSA ( AS) : Avcı idi. Av aleti ile geçimini temin ederdi. Avcıların piri idi.
HZ. MUHAMMED (SAV): Küçük yaşlarda çobanlık yapmış daha sonra ticaretle uğraşmış ve cihadla meşgul olmuştur.

Çalışmak İle İlgili Atasözleri

Lafla peynir gemisi yürümez: Maksada ulaşmak, ancak çalışmakla olur. Bir kişinin “Şöyle yaparım, böyle ederim…” diye söylenmesi hiçbir işi hâlletmez. Ancak söylediğini yapanlar sonuca ulaşır. Aksi takdirde boş laflar, atıp tutmalar ve kuru övünmeler ile iş yürümez.

Zahmetsiz rahmet olmaz: Sıkıntı çekmeden, güçlüklere göğsü germeden, yorulup emek vermeden, uğraşıp didişmeden, kimi masraflara da girmeden olumlu, güzel, hoş bir sonuç elde etmek mümkün değildir. Unutmayalım ki, Yüce Allah, çalışanları sever; onlara rahmet eder.

Ağustosta gölge kovan, zemheride karnın ovar: Vakit ve fırsat varken (yazın) çalışmayan, tembel tembel oturan, keyfini düşünen kimse, fırsat kaçtıktan sonra, çalışmanın zor olduğu günlerde (kışın) geçim sıkıntısı çeker; perişan olur, aç kalıp yoksul düşer.

Akan su yosun (pislik) tutmaz: Bilinen bir şey ki, devamlı akan su kendini ve yatağını temiz tutar; hareketsiz ve birikinti hâlinde olan su da aksine mikrop ve pisliği bünyesinde taşır Denebilir ki hareketlilik, canlılık ve çalışkanlık insanı canlı ve üretken yapar; iyimser kılar, kötülükten uzak tutar, düşkünlüğünü önler; böylece de o insan hem kendine, hem de başkalarına yararlı olur.

İşleyen demir ışıldar (pas tutmaz): Durağan durumdan hareketli duruma geçmek ve çalışmak, insandaki hantallığı, isteksizliği ve uyuşukluğu söküp atar; onu canlı, yetenekli ve verimli kılar. Ruhen ve bedenen güçlendirdiği gibi, maddî yönden de kazançlı yapar.

Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer: Yazın o sıcağında durmayan, güneşe aldırmadan çalışıp kazanan, yiyeceğini hazırlayan kişi kışın rahat eder; hiç sıkıntı çekmez. Gençlikte çalışıp kazanan, har vurup harman savurmayan, varlık edinen kişi ihtiyarladığında rahat eder; sıkıntı çekmeden hayat sürer.

Niçin Selam Vermedi? (Çalışmanın önemi)

Peygamber Efendimiz bir gün yolda giderken, hiçbir iş yapmadan tembel tembel oturan bir adam gördü. Adama selam bile vermeden yanından geçip gitti. Dönüşünde Peygamberimiz, yine aynı yoldan geçiyordu. Adam hala aynı yerde oturmaktaydı. Peygamberimiz bu defa adama selam verdi.
Adam şaşırdı. Hemen kalktı ve Peygamberimize:
— Ya Rasulallah! Siz giderken de ben burada oturuyordum. Bana selam vermemiştiniz. Fakat şimdi selam verdiniz. Bunun sebebi nedir? diye sordu.
Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu:
— Ben giderken, sen bomboş oturuyordun. Hiçbir iş yapmıyordun. Dönüşümde ise, eline bir çöp almış yere birtakım çizgiler çiziyordun. Belli ki düşünüyordun. Düşünmek de çalışmaktır. Onun için sana selam verdim.

Alın Teri (Çalışmanın önemi)

Günün birinde evlenme çağına gelen bir delikanlı, evlenmek istediğini babasına söylemiş. Babası, “Sen bir altın kazan gel, ondan sonra düşünelim.” demiş. O da babasına “Tamam.” diyerek evden ayrılmış.

Ayrılmış ayrılmasına ama canı çalışmak istemiyormuş. Kendi kendine “Şimdi bu güzel yaz gününde çalışılır mı?” diye düşünmüş. Akşama kadar gezmiş, dolaşmış. Akşam olunca da annesinin yanına gitmiş. Olan biteni anlatmış. Gözyaşları dökerek kedisine yardım etmesini istemiş. Anacığı dayanamamış. Kendi altınlarından bir tane çıkarıp oğluna vermiş. Delikanlı, ertesi sabah babasının yanına gitmiş. Babası bu sırada tarlada çalışıyormuş.

Delikanlı, “Babacığım, bak istediğin altını getirdim. Artık beni evlendir.” diyerek altını babasına uzatmış. Babası oğlunun elinden altını aldığı gibi yakındaki ırmağa fırlatmış. Delikanlı babasının yaptığına çok şaşırmış ama hiçbir şey dememiş. Babası, “Senin daha evlenme zamanın gelmemiş oğlum. Git bir altın daha kazan gel.” demiş.

Delikanlı birkaç gün bahçelerde, bağlarda gezip dolaşmış. Canı yine çalışmak istememiş. En sonunda yine annesine gidip dert yanmış. Annesi dayanamayıp ona bir altın daha vermiş. Delikanlı altını alır almaz koşa koşa babasının yanına gitmiş. “Babacığım, işte bir altın getirdim. Hadi artık beni evlendir.” demiş. Babası yine altını aldığı gibi ırmağa fırlatmış. Delikanlı hiç sesini çıkarmamış. Babası, “Oğlum, sen daha evlenme çağına gelmemişsin, git bir altın daha kazan gel.” demiş.

Delikanlı hemen annesinin yanına koşmuş. Olanları anlatmış. Bu kez annesi, “Bak oğlum, anladığım kadarıyla baban parayı kendin kazanmanı istiyor. Sen, en iyisi çalış çabala. Kendi alın terinle kazandığın parayla bir altın al ve babana götür, bakalım ne olacak?” demiş.

Delikanlı evden çıkmış ve iş aramış. En sonunda bir inşaatta iş bulmuş ve çalışmaya başlamış. Hem para kazanmış hem işi öğrenmiş. Kazandığı paraları biriktirmiş, bir altın alarak babasına götürmüş. Bu kez büyük bir heyecan içindeymiş. Babası altını eline almış, evirip çevirip bakmış. Tam ırmağa atacakmış ki, delikanlı eline yapışmış:

“Baba sen ne yapıyorsun, onu kazanmak için ne kadar uğraştığımı biliyor musun?”

Babası bunun üzerine:“İşte şimdi oldu,” diyerek gülümsemiş. “Altın suya atılacak diye çok korktun. Çünkü bu kez onu kazanmak için çalışmış, alın teri dökmüşsün. Artık evlenme çağın geldi. Seni kinle istersen onunla evlendireceğim.” Demiş ve dediği gibi de yapmış. Bir ay sonra oğlunu istediği kızla evlendirmiş.

Kaynak: ATÇAKARLAR, Nefise, Bir Varmış Bir Yokmuş Masal Ülkesi, s. 159, Timaş Yay., İstanbul, Ağustos 2007.

Küçük Kırmızı Tavuk (Çalışmanın önemi)




Günlerden bir gün, küçük kırmızı tavuk yaşadığı çiftliğin avlusunda eşelenirken altın sarısı bir buğday başağı bulmuş.
"Bu buğdayları kim ekmek ister?" diye sormuş.
"Ben istemem, " demiş ördek.
"Ben istemem, " demiş kedi.
"Ben istemem, " demiş köpek.
"Güzel! demiş küçük Kırmızı Tavuk, "Ben ekerim öyleyse. " Ve ekmiş buğdayları. Aradan biraz zaman geçince, buğdaylar boyatıp olgunlaşmış.
"Bu buğdayları kim biçmek ister?" diye sormuş Küçük Kırmızı Tavuk.
"Ben istemem, " demiş ördek.
"Ben istemem, " demiş kedi.
"Ben istemem, " demiş köpek.
"Güzel!" demiş Küçük Kırmızı Tavuk. "Ben biçerim öyleyse" Ve biçmiş buğdayları.
"Şimdi, " demiş Küçük Kırmızı Tavuk, "Bu buğdayları kim dövmek ister?"
"Ben istemem, " demiş ördek
"Ben istemem, " demiş kedi.
"Ben istemem, " demiş köpek.
"Güzel! “ demiş Küçük Kırmızı Tavuk. "Ben döverim öyleyse.” Ve dövmüş buğdayları.
Buğdaylar dövüldüğünde, “Bu buğdayları kim değirmene götürüp öğütmek ister?” diye sormuş.
"Ben istemem,“ demiş ördek.
"Ben istemem,” demiş kedi.
"Ben istemem, “ demiş köpek
"Güzel, " demiş Küçük Kırmızı Tavuk. "Ben götürürüm öyleyse. " Ve götürmüş buğdayları değirmene.
Buğdaylar öğütülüp un olduğunda, "Kim ekmek pişirmek ister bu undan? " diye sormuş.
"Ben istemem, “ demiş ördek.
"Ben istemem, “ demiş kedi.
"Ben istemem, “ demiş köpek.
"Güzel, " demiş Küçük Kırmızı Tavuk. "Ben pişiririm öyleyse. " Ve lezzetli mi lezzetli koca bir somun ekmek pişirmiş. Sonra demiş ki, "Kim yemek ister bu ekmekten?"
"Ben isterim, ben!" demiş ördek.
"Ben isterim, ben!" demiş kedi.
"Ben isterim, ben!" demiş köpek.
"Hayır, siz değil! “ demiş Küçük Kırmızı Tavuk, "Ben yiyeceğim. " Ve yavrularını yanına çağırıp onlarla paylaşmış mis gibi ekmeği.

Kaynak: Mübeccel Gönen ve Nursel Uyar Dalkılıç, Çocuk Eğitiminde Drama, Epsilon Yayınları, İstanbul, 2003, s. 95

Not: Yukarıdaki metin her çocuk için bir maske hazırlanarak drama şeklinde oynanabilir. Çocuk sayısına göre hayvan çeşitlerini artırıp azaltabilirsiniz. Okul öncesi çağı için uygun görünse de ilkokul çağındaki çocukların da seveceğini düşünüyorum.

Haftalık Namaz Çetelesi

Kim böyle şirin bir vazoyu boyamak istemez ki? İşte sizlere değişik bir namaz çetelesi. Soğuk yüzlü tablolara göre daha cazip değil mi? Aşağıdaki resmin çıktısını alıp kullanabilirsiniz.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Kur'an Öğrenme Yolculuğu


Okul öncesi çağındaki çocuklar için hazırlanabilecek motivasyon artırıcı bir çalışma. Bu kağıdı odasına veya buzdolabının üzerine asabilirsiniz. Kur'an öğrenirken kullandığınız elifba kitapçığının sayfa sayısı kadar kitap sayfası koyun. Çocuğunuzun öğrendiği her sayfayı renkli kalemlerle boyayın. Kur'an'a geçtiğinde de hediyesini vermeyi ihmal etmeyin! :) Motivasyonu artırmak amacıyla belirli aralıklarla meselâ her beş, on sayfada bir de hediye verebilirsiniz. O sayfalara yıldız işareti koyup çocuğunuzun dikkatini çekebilirsiniz.
Aşağıdaki benim oğluma ait :)


5 Ocak 2010 Salı

Üç İhtiyar (Kanaat)

Bir kadın evden çıktığında bahçede bembeyaz sakalları olan üç yaşlı adamın oturduğunu gördü. Adamları tanımıyordu, içinden onların fakir ve aç olabilecekleri düşüncesi geçti:
‘Sizi tanımıyorum, ama aç olmalısınız. Lütfen içeri buyurun, size yiyecek bir şeyler ikram edeyim.’
‘Evin erkeği içeride mi?’ diye sordu yaşlılar.
‘Hayır, evde değil.’
‘O zaman içeri giremeyiz.'
Bunu söyledikten sonra bahçede oturmaya devam ettiler. Akşam kocası eve geldiğinde, kadın olan biteni ona anlattı. Bunun üzerine, adam eşine ihtiyarları eve davet etmesini söyledi. Kadın bahçeye çıkıp, hala orada bekleyen sevimli ihtiyarlara:
‘Buyurun, içeri gelin. Bakın, eşim de evde’ diye seslendi. Ama ihtiyarların cevabı biraz şaşırtıcıydı:
‘Biz hep birlikte bir eve girmeyiz!’
‘Neden?’ diye sordu kadın. İhtiyarlardan birisi açıkladı. Arkadaşlarından birine işaret ederek ‘Onun adı Zenginlik’ dedi. Sonra diğerini gösterip ‘Onunki de Mutluluk’ deyip ekledi: ‘Benimki ise Kanaat. Şimdi içeri girip eşinizle konuşun ve evinizde hangimizi istediğinize karar verin.’
Kadın eve girdi ve kendisine söylenenleri eşine aktardı. Adam mutluluktan uçacaktı.
‘Aman ne kadar güzel! Bu ihtiyarları Allah gönderdi bize. Hemen Zenginlik’i içeri buyur edelim. Evimizi hazinelerle doldursun!’
Karısı biraz daha duygusal yaklaşarak ‘Ama efendi’ diye itiraz etti. 'Neden Mutluluk’u davet etmiyoruz?’
Onlar tatlı tatlı tartışırken, araya aklı başında genç kızları girdi. Bir taraftan pencereden ihtiyarları seyrederken, diğer taraftan ‘Bence' dedi. ‘En iyisi Kanaat’i eve almak. Çünkü bu zamanda en az bulunan şeyi getirecek bize o.’
Biraz düşündükten sonra, anne-baba da kızlarının fikrini benimsediler. Ve kadın dışarı çıkıp ihtiyarlara seslendi:
‘Hanginiz Kanaat’ti? Lütfen o buyursun ve misafirimiz olsun.’ Kanaat kalktı ve eve doğru yürümeye başladı. O sırada, diğer iki ihtiyar da ayağa kalkıp onu izlemeye başladılar. Şaşıran kadın Mutluluk ve Zenginlik’e sordu:
‘Ben sadece Kanaat’i davet etmiştim. Siz neden geliyorsunuz?’ Yaşlı adamlar cevap verdiler:
‘Eğer mutluluk ya da Zenginlik’i davet etmiş olsaydınız, diğer ikimiz dışarıda bekleyecektik, ama Kanaat’i davet ettiğiniz için biz de geliyoruz, çünkü o nereye giderse biz de oraya gideriz. Nerede kanaat varsa, orada mutluluk ve zenginlik vardır. Kanaat bitmez tükenmez bir hazine olduğu gibi, mutluluğun da ana kaynağıdır.'