17 Mart 2010 Çarşamba

Halil İbrahim Bereketi (Hikâye - Bereket)


Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil. Küçüğü ise İbrahim… Halil, evli çocuklu, İbrahim ise bekârmış… Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin… Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş… Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklif yapmış:
“İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.”
“Peki, abi” demiş İbrahim… Ve Halil gitmiş çuval getirmeye… O gidince, düşünmüş İbrahim:
“Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine.” Böyle demiş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine… Az sonra Halil çıkagelmiş.
“Haydi İbrahim. Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.” “Peki abi.” İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola. O gidince, Halil düşünür bu defa. Der ki:
“Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.” Böyle düşünerek, kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak Teâlâ bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki… Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe… Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün ‘Bereket’ denilince, bu kardeşler akla gelir.Bu bereketin adı: Halil İbrahim bereketidir.

Bir Davul (Masal - Bereket, Cömertlik)

Bir zamanlar hizmetçilik yaparak para kazanan genç bir hanım yaşarmış. Genç hanım, bir gün işe giderken oğlu ondan bir davul almasını istemiş.
Genç hanımın davul alacak parası yokmuş ama oğluna bir şey diyememiş. O gün, akşama dek çalışmış. Akşam olunca da üzülerek eve dönmüş. Kapıdan içeri gireceği sırada, bahçede bir çıra görmüş. Onu alıp oğluna götürmüş. Çünkü eli boş gitmek istemiyormuş.
Oğlu onu neşe içinde karşılamış. Kadın, elindeki çırayı oğluna uzatmış. “Kusura bakma oğlum, sana davul alamadım. Şimdilik bununla oyna.” demiş.
Çocuk, annesini üzmek istememiş. Çıra için, annesine teşekkür etmiş. Ertesi gün, çırayı alıp oynamak için dışarı çıkmış. Dışarıda dolaşırken ateş yakmaya çalışan bir kadın görmüş. Çırayı ona verip “Bununla o büyük odunları tutuşturabilirsiniz.” demiş.
Kadın çok mutlu olmuş, çıra ile büyük odunları tutuşturmuş. Ateşte ekmek pişirip bir tane de çocuğa vermiş.
Çocuk ekmeği alıp gezinmeye devam etmiş. Yolda ağlayan bir kız çocuğu görmüş. Kızın yanında duran annesine: “Kızınız neden ağlıyor?” diye sormuş.
Kadın “Çünkü karnı çok aç.” diye cevap vermiş. Çocuk buna üzülmüş ve elindeki ekmeği küçük kıza vermiş. Kadın buna çok sevinmiş. Heybesinden bir hırka çıkarmış. “Bu hırkayı satmak için pazara götürüyordum. Sana hediyem olsun.” demiş. Çocuk sevinerek hırkayı almış, yoluna devam etmiş. Bir süre sonra karşısından çıplak bir atlı gelmiş. Zavallı, soğuktan tir tir titriyormuş.
Çocuk bunu görünce, “Size ne oldu?” diye sormuş. Adam, “Hırsızlar elbiselerimi, atlarımı ve altınlarımı çaldılar. İki atımı zor kurtardım.” diye cevap vermiş. Çocuk elindeki hırkayı adama vermiş. Adam da atlarından birini çocuğa... Çocuk ata binmiş, dağlar tepeler aşmış. Derken bir düğün yerine varmış. Oradaki insanlar üzgün üzgün oturuyorlarmış. Çocuk onlara yaklaşıp ne olduğunu sormuş. Damadın babası, “Ah, sorma evlat.” demiş. “Bugün benim oğlumun düğünü var. Bütün hazırlıkları yaptık. Ama bugün atı getirecek olan kişi hastalanmış. Şimdi atımız yok. Bu yüzden gelini getiremiyoruz.”
Bunun üzerine çocuk, “Üzülmeyin, ben size atımı veririm. Kabul eder misiniz?” diye sormuş.
Damat buna çok sevinmiş. “Olur, ama biz de sana bir şey vermek isteriz.” diye atılmış.
Çocuk, az ötede oturan davulcuları göstermiş:
“Onlardan biri bana davulunu verse yeter.” demiş.
Damat sevinerek davulcuya parasını verip davulu almış ve çocuğa hediye etmiş.
Sonra ata atlayıp gelini almaya gitmiş. Çocuk da davulu almış, gümbürdete gümbürdete evine yollanmış.
(Masal Ülkesi, Timaş Yay.)

On İki Dirhem (Hikâye - Bereket, Cömertlik)

Hz. Ali (a.s), Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) tarafından O’na bir gömlek almak için çarşıya gitmekle görevlendi. Hz. Ali (a.s) da çarşıya gidip on iki dirheme bir gömlek alarak eve döndü.
Resulullah (s.a.a): “Bu gömleği kaça aldın?” diye sordu.
Hz. Ali: “On iki dirheme.” dedi.
Resulullah (s.a.a): “Bu gömleği öyle sevmiyorum, bundan daha ucuzunu istiyorum. Acaba satıcı bunu geri almaya hazır olur mu?” buyurdu.
Hz. Ali (a.s) şöyle diyor: Gömleği alıp çarşıya döndüm, Peygamber’in isteğini satıcıya ilettim, satıcı da kabul etti. Parayı alıp Peygamber (s.a.a)’in yanına döndüm. Bir gömlek almak için Resulullah (s.a.a) ile birlikte çarşıya doğru hareket ettik. Yolun yarısında Resulullah (s.a.a)’ın gözü, ağlayan bir cariyeye ilişti.
Resulullah (s.a.a) onun yanına gidip; “Neden ağlıyorsun?” diye sordu.
Cariye cevaben şöyle dedi. “Ev sahibi bana dört dirhem verdi, bir şeyler almak için beni çarşıya gönderdi. Fakat ben parayı nasıl kaybettiğimi bilemiyorum, şimdi eve dönmekten korkuyorum.”
Resulullah (s.a.a) on iki dirhemden dört dirhemi cariyeye verdi ve; “İstediğin şeyleri al ve eve dön” diye buyurdular.
Resulullah (s.a.a) Allah’a şükredip çarşıya doğru hareket etti, çarşıdan dört dirheme bir gömlek alıp giydi. Eve döndüğünde, yol üzerinde bir çıplağı görünce gömleğini çıkarıp ona verdi. Kendisi tekrar çarşıya geri döndü, yine dört dirheme bir gömlek alıp giydi ve eve doğru hareket etti. Yolun yarısında yine aynı cariyeyi üzüntülü ve şaşkın bir halde gördü.
Bunun üzerine; “Neden evinize gitmedin?” diye sordu.
Cariye: “Ya Resulellah, gecikmişim, beni dövmelerinden korkuyorum.” dedi.
Resulullah: “Gel birlikte gidelim, evinizi bana göster ben affetmeleri için aracı olurum.” buyurdu.Resulullah (s.a.a) o cariye ile birlikte yola koyuldu. Evlerine yetiştiklerinde cariye; “İşte bu bizim evdir” dedi.
Resulullah (s.a.a) kapının arkasından yüksek bir sesle; “Ey ev sahibi! Selam’un- aleykum” dedi. Bir cevap gelmedi. Tekrar ikinci kez selam verdi, yine bir cevap duyulmadı. Üçüncü kez bir daha selam verdiğinde; “Aleyke’s- selam ya Resulellah ve rahmetullahi ve berekatuh” diye cevap verdiler.
Resulullah (s.a.a); “Neden ilk defa cevap vermediniz? Acaba benim sesimi duymadınız mı?” diye sordu.
Ev Sahibi; "İlk defasında duyduk, senin olduğunu bile anladık." dedi.Resulullah (s.a.a): “ Öyleyse neden geç cevap verdiniz?” diye sordu.
Ev sahibi: "Senin sesini bir kaç defa duymak istedik." dedi. Resulullah (s.a.a): “Sizin bu cariyeniz gecikmiştir, onu muahaza etmemeniz (cezalandırmamanız) için size ricaya geldim.” dedi.
Ev sahibi: "Ya Resulullah! Sizin mübarek ayağınızın hürmetine bu cariye artık şimdiden azattır (hürdür)." dedi.
Daha sonra Resulullah (s.a.a) kendi kendisine şöyle dedi: “Allah’a şükür, ne de bereketli on iki dirhemdi! İki çıplağı örttü, bir köleyi ise azat etti.”

Bereket

Bereket, az malın çok faydası olmak, çok işe yaramak demektir. Bolluk, çoğalma, artma, Allah'ın insanlara nimetinin bolluğu, bağış, feyiz, maddî ve manevî imkânların çoğalması, hayır ve mutluluk anlamına gelen bir kelimedir. Ayrıca iyi ve hoş karşılanan bir şeyin süreklilik arz edişine de bereket denilmiştir. Söz konusu şey maddî ise mevcudiyetini sürdürmek yani tükenmemek anlamında bolluk, manevî ise, yine aynı anlamda hayır ve saadet kelimeleriyle ifade edilir.
Az bir mal, bereketli olunca, çok kimsenin rahat etmesine, çok iyi işlerin yapılmasına yarar. Bereketli olmayan çok mal vardır ki, sahibinin dünyada ve ahirette felaketine sebep olur. O halde malın çok olmasını değil, bereketli olmasını istemelidir!
Günlük Hayatımızda Bereket
* Bir iş karşılığında helalliği belli bir para alırken “Allah bereket versin.”, alıcı da “Bereketini gör.” diye dua eder. Satıcı ilk satışını yaptığı müşteriye “Siftahı senden, bereketi Allah’tan” ifadesini kullanır.
* Yemek üzerine varılınca “Bereketli olsun” temennisinde bulunulur.
* Darlık, kıtlık, kuraklık zamanlarında “Bet-bereket kesildi.” “Bereket kalktı.” şeklinde ifade edilir.
* Bazı kişi, mekan, zaman, varlık..vb için de “mübarek” kelimesi kullanılır. Peygamberler, sahabeler, âlimler, salihler, şehitler için ”mübarek kişiler” Mekke, Medine, Kudüs, Kâbe-i Muazzama, Mescid-i Nebevî, Mescid-i Aksa için mübarek mekânlar, bazı gün, gece ve aylar için mübarek günler, mübarek aylar tabiri kullanılır.
* Ayrıca hayırlı işlerde mü'minler “Mübarek olsun” diyerek tebrikleşirler.

Neyin Bereketi Nerede?
Malın bereketi artması, çoğalmasıdır.
Evin bereketi genişliği, rahatlığı, huzuru ve sakinliğidir.
Gıdanın bereketi bolluğu, temizliği ve helalliğidir.
Aile fertlerinin bereketi çokluğu ve güzel ahlakıdır. Aile müessesesinin bereketi eşlerin uyumlu, düzenli ve anlayışlı olmalarıdır.
Zamanın bereketi genişliği ve yapılması gereken işin vaktinde yerine getirilebilmesidir.
Sağlığın bereketi güçlü bir beden ve mutlu bir hayattır.
Ömrün bereketi uzun olması ve iyi işlerle geçmiş olmasıdır.
İlmin bereketi ise kapsam, beceri ve yetkinliktir.
Bereketi Elde Etme Yolları
1. Kuran-ı Kerim: Allah Teâlâ Kuran’ın bereketi hakkında şöyle buyuruyor: “İndirdiğimiz bu Kuran, kendinden önceki kitapları tasdik eden, bereket kaynağı bir kitaptır.” (Enam 92)
2. Takva ve İman: Muhakkak ki takva ve iman da bereketin kazanılmasına sebeptir. Allah Teala şöyle buyuruyor: “Eğer bu beldelerin halkları iman edip Allah’ın emir ve yasakları konusunda sorumlu, duyarlı, bilinçli olsalardı onlara göğün ve yerin bereket kapılarını açardık.” (Araf 96) Aile bireyleri bereketi takva ve helal rızıkla bulabilirler.
3. Besmele Çekmek: Besmele her işin başı olmalıdır. Nitekim Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kişi eve girerken besmele çekerse şeytan yanındakilere; “Sizin için bugün akşam yemeği de uyku da yok.” der. Kişi eve girerken besmele çekmezse şeytan yanındakilere; “Yatacak yer buldunuz.” der. Eğer kişi yemeğe de besmeleyle başlamazsa şeytan yine yanındaki yardımcılarına; “Hem akşam yemeği hem de yatacak yer buldunuz.” der.” (Ebu Davud)
4. Yemekleri Birlikte Yemek: Aile fertlerinin bir araya gelip yemek yemesi bereketi kazanmak için bir sebeptir. Bir çok kişinin bir araya gelip yediği yemekte bereket hâsıl olur. Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “İki kişinin yemeği üç kişiye, üç kişinin yemeği de dört kişiyi doyurur.” (Buhari) Yemek yiyenlerin sayısı arttıkça yemeğin de bereketinin arttığı gerçeği Ramazan İftarlarında daha açık göze çarpar.
5. Sahur Yapmak: Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Sahurda bereket vardır.” (Müslim) Buradaki bereket ecir ve sevaptır. Burada Allah’ın emrine itaat ve Allah korkusu vardır. Ayrıca tutulan oruç da Allah’ın rızasına sebeptir.
6. Zemzem Suyu: Bu bereketli suyun kaynağı kurak topraklardadır. Zira bu arazide zemzemden başka su yoktur. Dağların ortasından çıkan bu bereketli su ilk günden beri kesilmeden akmaktadır. Peygamberimiz Zemzem Suyu hakkında şöyle buyurur: “Allah, İsmail'in annesi Hacer'e rahmet etsin. O, Zemzem'i kendi haline bıraksaydı veya avuçlamasaydı; muhakkak Zemzem akar, bir ırmak olurdu.” (Buhari)
7. Zeytin Yağı: Allah Teâlâ Kuran’da zeytin ağacını bereket ağaç diye vasfetmiştir. Şöyle buyurur: “Yakıtı doğuda da batıda da bulunmayan bereketli bir zeytin ağacının yağıdır.” (Nur 35) Bilindiği üzere zeytinyağı birçok hastalığa da ilaç olarak kullanılır.
8. Kadir Gecesi: Bu gecenin bereketi hiç kimseye gizli kalmaz. Bu gecenin gündüzünde aile reisi aile fertlerini toplayarak bu gecenin faziletini, bereketini ve bu gecedeki Allah’ın yoğun lütuf ve rahmetini anlatmalıdır. Bu geceyi aile fertleri birlikte geçirmeli, beraber dua etmeli ve Allah’ı zikretmelidirler. Allah Teala bu gece hakkında şöyle buyurur: “Biz Kuran’ı bereketli bir gecede indirmeye başladık. Biz daima insanları uyarmaktayız.” (Duhan 3) Bu ayette bahsedilen bereketli gecenin Kadir Gecesi olduğu ifade edilmiştir.
9. Ramazan ve Kurban Bayramları: İnsanların, bayram namazı ile başladıkları ve Allah’a sonsuz nimeti için şükrettikleri bayramlar Allah’ın nimetlere bereket verdiği kutlu zamanlardandır.
10.Helal Rızık: Bunlar Allah’ın bereketlendirdiği temiz yiyeceklerdir. Peygamberimiz şöyle buyurur: “Ey insanlar! Allah temizdir temiz olanı kabul eder.” (Müslim) Haram vasfını taşıyan mal sahibine fakirlik ve yokluktan başka bir şey getirmez. Şüphesiz ki Allah, haram mala bereket de vermez.
11. Şükür: Şükürdeki bereket Allah’ın şu buyruğuyla apaçık ortadadır: “Eğer şükrederseniz verdiğim nimetleri daha da artırırım.” (İbrahim 7) Ayetteki bahsedilen artma her türlü nimet içindir. Mal, sağlık, hayat gibi.
12. Sadaka: Allah Teâlâ sadakanın karşılığını en az on katı fazlasıyla verir. Dilediği kimse için bunu daha da artırır. Ayeti Kerime’de şöyle buyrulur: “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak veren ve her başakta yüz dane buluna bir tohum gibidir. İşte bunun gibi Allah dilediğine / malını Allah yolunda harcayanlara kat kat fazlasıyla verir. Biliniz ki Allah’ın hazinesi geniştir, kime ne kadar vereceğini kimin nereye ve ne kadar harcadığını iyi bilir.” (Bakara 261) Peygamberimiz de şöyle buyurur: “Her iyilik için on mislinden yedi yüz misline kadar sevap vardır. Her kötülük ise bir misli ile yazılır. Allah onu affederse o da yazılmaz.” (Buhari)
13. İyilik Yapmak ve Akraba Ziyareti: Peygamberimiz şöyle buyurur: “Sıla-i rahim, güzel ahlak, başkalarıyla iyi geçinme, beldeleri mamur ömürleri uzun eder.” (Müsned)
14. Erken Kalkmak: Kişinin sabah erken saatte yataktan kalkarak işine başlaması berekete vesiledir. Peygamberimiz şöyle buyurur: “Sabahın erken saatleri ümmetim için bereketli kılındı.” (Müsned) Birçok kişi başarıyı başta Allah yardımıyla sonra da erken işe başlayarak elde ettiğini anlatır. Yapılması gereken bütün işler ilk vaktinde yapılmalıdır.
15. Evlenmek: Evlenmek de bereketi elde etme yollarından biridir. “Allah’ın nimeti, lütfu boldur, evlenenlere karşı çok lütufkârdır, kime ne kadar rızık vereceğini iyi bilir.” (Nur 32) “Sakın yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Biz onların rızkını da sizin rızkınızı da veririz.” (İsra 31)
16. Plan Yapmak: Kim bereketi kolay elde etmeye vesile olduğunu bilerek plan ve hazırlığa ara verir ki? Birçok insan görürsün. Onlar işleri olduğu gibi Allah’a mı bırakırlar yoksa kendilerinin ve çocuklarının geleceği için plan mı yaparlar?
Şurası bir gerçek ki bizim bu konuda bazı şeyleri tekrar gözden geçirmemiz ve geleceğe yeni planlar yaparak hazırlanmamız gereklidir. İşte bundan sonra Allah’a tevekkül edip bereket isteyebiliriz.

(Çeşitli sitelerden derlenmiştir.)

16 Mart 2010 Salı

Hilm (Çalışma kağıdı)




Bu çalışma kağıdını buradan indirebilirsiniz.

Hilm (Yumuşak huyluluk)



Hilm, yumuşak huylu, yavaş, uslu, sessiz, sakin olmak, heyecana kapılmayıp öfkeyi yenmek, nefsine hâkim olup kızmamak, gücü yettiği halde affetmek, hoşa gitmeyen şeyler karşısında sabredip tahammül göstermek, tahrik edici sebepler karşısında soğukkanlılığı korumak, vakarlı ve ağırbaşlı bulunmak, acı ve ıstırap verici hareketlerle yüz yüze gelince kendini tutma gibi anlamlara gelen güzel bir ahlâktır. Hilm sahibi olana halim denir.


El-Halîm, Allah’ın en güzel isimlerinden biridir ve “acele etmeyen, günahkârların cezasını vermeye güç yetirdiği halde bunu acele yapmayıp, onlara yumuşak davranarak cezalarını geriye bırakan” anlamına gelmektedir.

Hilmin Önemi İle İlgili Âyet-i Kerîmeler:


· Onlar ki öfkelerini kontrol altında tutarlar ve insanları affederler http://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Çünkü Allah iyilik yapanları sever.” (Al-i İmran: 3/134)

· “İyilikle kötülük asla bir olmaz, sen kötülüğü en güzel olan şeyle sav. O vakit seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur. Bu güzel davranış ve duyguya, ancak öfkesine engel olmak ve eziyetlere katlanmak suretiyle nefsiyle cihad edip sabreden kimse elde eder. Bu güzel davranışı da ancak hayır ve mutluluktan bol nasibi olan elde eder.” (Fussılet: 41/34-35)

· “Ey Peygamber! Sen affetmek yolunu tut, iyilik ve güzel davranışla emret, cahillerden yüz çevir.” (Araf: 7/199)

· “Kim yapılan eziyetlere sabreder, yapılan kötülüklere de intikam almayıp affetme yolunu tutarsa, şüphesiz bu hareketi yapılmaya değer işlerdendir.” (Şura: 42/43)

· “Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) «Selâm!» derler (geçerler).” (el-Furkân, 63)

Hilmin Önemi İle İlgili Hadis-i Şerifler:

· “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz.

· Abdullah bin Mes'ud anlatıyor:
"Resulullah 'Siz aranızda kimi yiğit sayarsınız?' diye sordu.
"Biz de 'Kendisini pehlivanların yıkamadığı, mağlup edemediği kimseyi' dedik.
"Resulullah, 'Hayır, o pehlivan değildir, asıl pehlivan öfke anında kendisine hâkim olabilen, kendisini tutabilendir' buyurdu."

· "Bilmiş olunuz ki insanlar çeşitli tabakalarda yaratılmıştırhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Kimi geç kızar, çabuk barışır; kimi çabuk kızar, çabuk barışırhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Bunlar birbirine yakındırhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Kimi çabuk kızar, geç barışırhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Bilmiş olunuz ki bunların en hayırlısı, geç kızıp çabuk barışan; en kötüsü de çabuk kızıp geç barışandırhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif"


Peygamberimizin Hilmi

O vakit, Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen, kaba, katı yürekli olsaydın, hiç süphesiz onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Şu hâlde onları affet, bağışlanmaları için duada bulun! (Umuma ait) işlerde onlara danış. Artık kararını verdiğin zaman da Allah'a dayanıp güven! Çünkü Allah, kendisine tevekkül olanları sever." (Ali İmran 3,159)

· Peygamberimiz, peygamberliğinden önce de, sonra da insanların en halîmi, en yumuşak huylusuydu. Hayâtı boyunca bu meziyetini devam ettirmiştir. Cenab-ı Hak da kendisini korumuş ve bu sıfatından dolayı övmüştür. Peygamberimiz şahsına yapılan kötülüklerden dolayı hiçbir şekilde intikam almayı düşünmemiştir. Ayrıca o, insanların en az kızanı, en çabuk razı olanı ve bağışlayanı idi.

· Peygamberimiz yalnız şahsına yapılan, nefsine karşı işlenen hataları yumuşaklıkla karşılardı; Allah'a ve imana yapılan bir hücum olunca asla susmaz, gereken cevabı verirdi.

· Peygamberimizin hilmi ile ilgili örnekler:

1. "Peygamberimizle birlikte yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından yapılmış sert yakalı ve kaba bir hırkası vardı. Bedevinin biri koşarak geldi, Peygamberimizin arkasından yetişti ve cübbesini şiddetli bir şekilde çekti. Peygamberimiz bedevinin göğsüne doğru donuverdi birden bire. Hırkası yırtıldı ve yakası boynunda kaldı. Peygamberimizin ensesine baktım, kuvvetli çekişinden dolayı sertliği orada iz bıraktı. Sonra bedevi:
"Yâ Muhammed! Develerimi buğdayla yükle. Çünkü sendeki mal ne senindir, ne de babanındır."
Bedevinin yaptığı, çok kaba ve görgüsüzce bir davranıştı. Peygamberimiz üzüldü. Bedeviye döndü ve;
"Önce beni incittiğin için özür dile" dedi. Bedevi, "Hayır özür dilemiyorum" şeklinde karşılık verdi. Oysa

Peygamberimiz bedeviye bir nezaket dersi vermek istiyordu. Fakat adam hiç de oralı değildi. Peygamberimiz, bedevinin kabalığına bakmayarak Sahabîlerine döndü:


"Bu adamın develerinin birine arpa, diğerine hurma yükleyin" buyurdu. Adam sevinerek gitti. Sahabîler de Peygamberimizin bu güzelliğine hayran kaldılar.

2. Peygamberimiz emri altında bulunan ve hizmetini gören kimselere de son derece yumuşak davranır, onlara kızmaz, kalplerini kırmazdı. Onlar dediğini yapmasalar, ihmal de etseler, sadece yumuşakça ve nazikçe sebebini sorardı.
Uzun yıllar hizmetinde kalan Enes bin Malik, Peygamberimizin ahlâkını şöyle anlatıyor:
"Resulullaha (a.s.m) on sene hizmet ettim. Bana ne 'Öf dedi, ne de yapmadığım bir iş için 'Keşke onu yapsaydın' ve yaptığım bir iş için de 'Bunu niye yaptın?' dedi."

3. Hz. Enes, bir ihmalinden dolayı Peygamberimizin kendisini ikaz edişini şöyle anlatır:


"Resulullah, bir gün beni bir iş için bir yere gönderdi. Ben 'Vallahi gitmem' dedim. Halbuki içimden Resulullahın beni gönderdiği yere gitmek geliyordu. Dışarı çıktım, çocukların yanına uğradım, onlar sokakta oynuyorlardı. Ben de aralarına karıştım, oynamaya başladım. Derken Resulullah geldi, arkamdan başımı tuttu. Yüzüne baktım, gülüyordu:
"Enescik, seni gönderdiğim yere gittin mi?' diye sordu. "Evet, gidiyorum yâ Resulallah' dedim."

Yumuşak Huylu Davranmanın Sonuçları


· Yumuşak huylu olan kişinin en büyük faydası kendinedir. Sakin ve uysal yapısı psikolojik açıdan da sağlıklı ve kuvvetli olmasına vesile olur.

· Olaylar tatlılıkla çözülür, kavgalar önlenir.

· Yumuşak huylu davranan mutlaka kazanır.

· Yumuşak huylu insanların arkadaşı çok olur, toplumda sevilirler ve yalnız kalmazlar.

Öfkeli Davranmanın Sonuçları

"Öfke şeytandandır. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Ateş ise ancak su ile söndürülür. Bundan dolayı öfkelendiğiniz zaman abdest alın." (Hadis-i şerif)

· Öfkeli insan aynaya baksa kendinden utanır: Kükrer, rengi değişir, şuursuzca sağa sola saldırır, ağzından salyalar akar, gözleri kızarır, burun delikleri açılıp kapanır, suratı insan suratı olmaktan çıkar… O anlar, insanlıktan istifa edildiği anlardır.

· Öfkeli davrananan en çok zararı kendine verir. Sürekli gergin ve sinirli olan olması onun psikolojisini olumsuz etkiler, yıpratır.

· Öfkeli insanlar toplumda sevilmez, arkadaşı az olur ve yalnız kalırlar.

· Öfkelenmek kişiyi sadece manevî olarak değil maddî olarak da yorar. Bir tebessüm için 17 yüz kasının gerilmesi gerekirken, somurtuk yüzde 43 kas gergin durmak zorundadır.

Atasözleri: Öfkeyle kalkan zararla oturur.”, “Keskin sirke küpüne zarar.”, “Öfkede akıl yoktur.”

(Çeşitli sitelerden derlenmiştir.)

Tenvin ve Cezimli Nun


Tenvin ve cezimli nun ile ilgili tecvid kuralları için böyle bir faaliyet yapılabilir.






İslam'da Bazı İlkler

  • İlk Vahiy: M.S. 610 / 17 Ramazan
  • İlk İnen Âyetler : Alak Suresi; 1-5
  • İlk Kadın Müslüman: Hz. Hatice
  • İlk Erkek Müslüman: Hz. Ebû Bekir
  • İlk Çocuk Müslüman: Hz. Ali
  • İlk Köle Müslüman: Hz. Zeyd
  • İlk Kadın Şehîd: Hz. Sümeyye
  • İlk Erkek Şehîd: Hz. Yâsir
  • İlk Mescid: Küba
  • İlk Ezan: H. l/M. 622 – Medîne
  • İlk Müezzin: Hz. Bilâl-i Habeşî
  • Kurân-ı Kerîme ilk harekeyi koyan Ebül-Esved ed-Düelî;
  • Kur’an-ı Kerim’e noktalama işâretlerini de, Yahyâ bin Yamer koydu.
  • Müslümanların ilk karargâhı, Dâr-ül Erkâm’dır.
  • İlk kılıç çeken mücahit, Zübeyr bin Avvam’dır.
  • Düşmana ilk ok atan sahabî, Sa’d bin Ebî Vakkâs’dır.
  • Harem-i şerîfte ilk açıkta namaz kılan, Hazret-i Ömer’dir.
  • İslâm’da ilk selâm veren, Ebû Zer-i Gıfârî’dir.
  • İlk düzenli orduyu kuran, ilk tâlimi, ilk askerî eğitimi yaptıran, Hazret-i Ömer’dir.
  • İlk para bastıran, gümrük vergisi alan, nüfus sayımını yaptıran ve hicrî takvimi uygulayan, Hazret-i Ömer’dir.
  • Vilâyetlere ilk resmî kadı yollayan ve sınır karakolu kurduran, Hazret-i Ömer’dir.
  • Çocukların eğitimi için ilk defa tedrisat programı yapan Hazret-i Ömer’dir.
  • Mushaf-ı şerîfi ilk çoğaltıp dağıtan Hazret-i Osman’dır.
  • İlk kütüphâne, Hazret-i Muâviye devrinde yapıldı.
  • İlk kütüphâne memuru, Hâlid bin Yezîd’dir.
  • İlk yazılı antlaşma, Hicrî 1. yılda Yahudilerle yapıldı.
  • İlk kitap yazan Müslüman, İbni Cüreyc’dir.
  • Kâbe’ye karşı ilk namaz, vahiy üzerine Mescid-i Kıbleteyn’de kılındı.
  • İlk Cumâ namazı, Kuba Mescidi’nde kılındı.
  • Müslümanların ilk başşehri, Medine-i Münevvere’dir.
  • İlk gazâ, Bedir Gazâsı’dir.
  • Resûlullahın ilk halîfesi, Hazret-i Ebû Bekir’dir.
  • Kur’ân-ı Kerîmi mushaf hâlinde ilk toplayan Hazret-i Ebû Bekir’dir.
  • İlk İslâm tarihçisi, İbni İshâk’tır.
  • İlk İslâm tarihi yazan, Ebû Müsel Eş’arî’dir.
  • İlk Medrese, Suffe’dir.
  • Peygamberimizin arkasında namaz kıldığı ilk kişi Abdurrahman b. Avf
  • İlk defa "kamuoyu yoklaması" yapan şahıs Abdurrahman b. Avf
  • İlk Müslüman iş kadını: hz. Hatice ilk namaz kılan kadın
  • Dünyanın ilk Müslüman astronotu, Malezyalı Sheikh Muszaphar Shukor
  • Dünyanın yuvarlak olduğunu ilk keşfeden Müslüman bilgin Beyrunî'dir. (973-1050)
  • Matematikte Trigonometri'nin mucidi Müslüman âlim Battani'dir.
  • Küçük kan dolaşımını ilk defa keşfeden İbnü'n-Nefis'tir.
  • Bilgisayarın ilk mucidi Müslüman âlim Cezeri'dir.
  • Atom bombasının mucidi Müslüman bilgin Câbir bin Hayyan'dır.

2 Mart 2010 Salı

Haftalık Namaz Çetelesi


Seccade şeklinde bir çetele örneği...



Mevlid Kandili (okul öncesi)


Okul öncesi için basit bir kandil etkinliği...