28 Ekim 2010 Perşembe

Bed'-i Besmele

Osmanlı Devleti’nde geleneksel öğretim kurumlarından biri olan dârüttalîm, taş mektep, mahalle mektebi gibi adlarla da anılan sıbyan mektepleri dinî bilgilerin öğretildiği kurumlardır. (1) Dinî bilgileri öğrenmek için ilk aşama Besmele’yi öğrenmektir. Bed’-i Besmele ise “Besmele’ye başlamak” anlamına gelir. Osmanlı Devleti’nde çocuklar dört veya beş yaşına geldiklerinde ilk mektebe, bugünkü karşılığı ile ilkokula başlarken düzenlenen törene “Bed’-i Besmele/Bed’-i Besmele Cemiyeti” veya tören sırasında okunan dualara “âmîn” denildiği için “Âmîn Alayı” adı verilmiştir. (2)


Bed’-i Besmele törenlerinin, törene katılan çocukların okul korkusunu giderme, çocuklara okuma isteğini aşılama ve çocukları arkadaşlarıyla kaynaştırma gibi önemli pedagojik amaçları vardır. Tâhirü’l-Mevlevî, Mahfel dergisinde kaleme aldığı “Mektebe Başlama” adlı yazısında, Bed’-i Besmele törenlerinin, ailenin sosyo-ekonomik durumuna göre şekillendiğini belirttikten sonra, sosyo-ekonomik durumu iyi olan bir aile tarafından düzenlenen Bed’-i Besmele törenini ayrıntılarıyla anlatmıştır. Bu yazıda anlatılanları şu başlıklarla özetleyebiliriz:(3)

Törenin tarihinin belirlenmesi ve Âmîn alayına katılacak öğrencilere duyurulması: Çocuğun hayatının önemli geçiş devrelerinden olan eğitime başlama, önceden kararlaştırılan bir günde yapılır ve mektep hocasına bu gün haber verilirdi. Bed’-i Besmele törenleri, perşembe veya pazartesi günleri yapılırdı. Törene mektepteki diğer çocuklar da katılırdı, edilen dualara âmîn dedikleri için bu çocukların oluşturduğu topluluğa Âmîn alayı adı verilirdi. Mektebin hocası, Âmîn alayına katılacak öğrencilere önceden haber verir, törende en güzel giyeceklerini giymelerini söylerdi. Törenin yapılacağı tarih, ayrıca aile fertlerine ve yakınlara duyurulurdu. Mektebin önünde, önde ilahiciler, arkada Âmîn alayı sıraya girip, rengârenk kıyafetler içinde mektebe başlayacak çocuğun evine gelirlerdi.
Besmele’ye başlayacak çocuğun giyeceklerinin süslenmesi: Besmele’ye başlayacak olan çocuk, yeni elbise giyinmiş, elbiseleri değerli mücevherlerle süslenmiş, boynuna kıymetli bir şal ve sırmalı bir cüz kesesi asılmış bir şekilde Âmin alayını beklerdi.

Besmele’ye başlayacak çocuğun Âmîn alayı tarafından faytonla gezdirilmesi: Besmele’ye başlayacak çocuğu götürecek olan fayton, kapının önünde hazır beklerdi. Faytonun fenerlerine askılar asılır, çocuğun mektepte üzerine oturacağı yuvarlak veya kare şeklinde kadife gibi kıymetli kumaşlardan yapılan minder, rahle ile birlikte bir adamın başı üzerinde, faytonun önünde taşınırdı. Çocuk faytona, yakınları ile bindikten sonra fayton hareket ederdi.
Faytonun arkasında ilahi okuyanlar, onların arkasında da âmînciler ilerlerdi. Bu grubu ilahici başı yönetir, ilahilerin her mısraından sonra âmînciler âmîn derlerdi. Bu şekilde önceden belirlenmiş bir güzergâhta rengârenk ve pür-âhenk dolaşan alay, bütün halkın dikkatini çekerdi. Eğer çocuk bir şeyhin çocuğuysa, şeyhin tarikatini belli eden sancaklarla, şeyhin dervişanı da alaya eşlik eder, kudüm ve halile çalınır, zikirler çekilirdi. Bir cönkte yer alan ilahî-i mektepten bir bendi örnek olarak aşağıya alıyoruz:

Yâ İlahî başlayalım ism-i Bismillâh ile
Bu duâya el açalum ism-i Bismillâh ile
Sen kabûl eyle duâmız Besmele hürmetine
İlmini eyle müyesser yâ İlâhe’l-âlemîn
Ol Muhammed hürmetine meded eyle yâ Mu‘în
İlmini eyle müyesser yâ İlâhe’l-âlemîn
Kapuna geldik niyâza yâ İlâhe’l-âlemîn
Eyleyip mansûr muzaffer kullarına yâ Mu‘în (4)

Başka bir mektep ilahisi de şu şekildedir:

Ben bilmez idim gizli ayân hep sen imişsin
Tenlerde ve cânlarda nihân hep sen imişsin
Âmîn Âmîn
Senden bu cihân içre nişân isteridim ben
Âhir bunu bildim ki cihân hep sen imişsin
Âmîn Âmîn (5)

Bed’-i Besmele’nin gerçekleşmesi: Âmîn alayı bu şekilde daha önceden belirlenmiş güzergâhta dolaştıktan sonra, çocuğun evinin kapısının önünde durur, okunan ilahi ve gülbank(hep bir ağızdan ve makamla yapılan dua)la ev e girerdi. Besmele’ye başlanacak evin sofasında veya en büyük odasında minderler, seccadeler serilmiş, öd ağacı ile buhurlar yakılmış olurdu. Mektebin hocası, odanın ortasındaki mindere, Besmele’ye başlayacak çocuk da hocanın karşısında otururdu. Evde bilginlerden veya şeyhlerden biri varsa hocanın yerini alırdı. Çocuk, boynundaki Elifba cüzünü çıkartır, hoca ile aralarındaki rahleye koyar, ailenin ekonomik gücüne göre bafon (aslı fakfon, bakır, nikel ve çinkodan oluşan gümüş görünüşünde bir alaşım), pirinç, gümüş veya altından hilal (harfleri işaretlemede kullanılan araç)ini de eline alırdı. Hoca, Besmele çekip Rabbi Yessir(6)’i okuduktan sonra, Arapça harfleri teker teker okur ve öğrencisine de okutturur, Rabbi zidni ilmen(7) duasıyla dersi bitirirdi. Öğrenci hem hocanın hem de odadakilerin ellerini öptükten sonra, hoca veya başka birisi tarafından dua edilip, tören tamamlanırdı. Evin müsait olmaması durumunda tören okulda da yapılabilirdi, o zaman ikram edilecek lokma tatlısı okulda dağıtılırdı.
Ziyafet: Sofralar kurulur, Âmîn alayına katılan öğrencilere, törene katıla nlara yemek verilir veya yalnız lokma tatlısı ikram edilirdi.
Törenin sonunda çocuklara para dağıtılması ve hediye verilmesi: Âmîn alayındakilere, ilahicilere para dağıtılır; mektep hocasına ve kalfalara nakdî hediyenin yanında cebelik çuha, mintanlık kumaş da hediye edildiği olurdu.

Dipnotlar:
1) Abbas Çelik, “Hatıralarla Sıbyan Mektepleri”, Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fak
ültesi Dergisi,
Erzurum 2007, S.27, s.126.
2) Reşad Ekrem Koçu, “Amin Alayı”, İstanbul Ansiklopedisi, 1959, C.II, s.783; Osman Ergin, Türki
ye Maarif Tarihi, İstanbul 1977, C.I, 91-96; Ali Birinci, “Mahalle Mektebine Başlama Merasim
i”,
II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri (Cilt IV.’den ayrı basım), 1982, s.41; Mehmet Ze
ki Pakalın, “Âmîn Alayı”, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1983, C.I, s.58;
Mustaf
a Öcal, “Âmîn alayı”, TDVİA, İstanbul 1991, C.3, s.63, Mahalle Mektebi Hatıraları (Âmin
Alayı-Mektep İlahileri), haz. İsmail Kara-Ali Birinci, Kitabevi Yay., İstanbul 1997.
3) Tahirü’l-Mevlevi, “Mektebe Başlama Merasimi”, Mahfel Mecmua-i İslâmiyesi, Dinî, ilmî, Edebî,
İçtimaî, 1342, C.4, S.42, s.113-115.
4) Ali Birinci, “agm.”, s.46.
5) Mehmet Zeki Pakalın, age., s.59.
6) “Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi'l-hayr”, “Rabbim işimi kolaylaştır, güçleştirme, Rab
bim bu işi hayırla tamamla.” anlamına gelen dua.
7) “ve kul Rabbi zidnî ilmen”, “Rabbim! benim ilmimi artır" de. Tâ-Hâ Sûresi 20/114

Kaynak: KOÇ KESKİN, Neslihan*, I.Abdülhamit’in Şehzadelerinin Bed’-i Besmele Törenini Anlatan Enderûnlu Fâzıl’ın Sûrnâme-i Şehriyâr’ı Üzerine ”,
Türkiyat Araştırmaları Dergisi
, sayı 27, sayfa.149.

* Yrd. Doç. Dr. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi.

AHMET RASİM'İN ÂMİN ALAYI

Ahmet Rasim’in ‘Falaka’ adlı eserinde Kendisi için düzenlenen ‘Âmin Alayı’nı şöyle anlatır:

“Okula başlayacağım için evde bir basamak yükselir gibi oldum. Bana karşı herkesin davranışı değişti. Birkaç gün sonra sandıktan bayramlık elbisem çıkartılıp giydirildi. Değerli bir lahur şal belime bağlanırken, üzerinde altın nazarlık olan fesimi de kafama geçirdiler…

Bütün ev halkı yola çıktık. Önce büyük babam ve büyük annemin elini öpmeye gittik. O gece orada kaldık. Ertesi gün hamama gidip, akşama kadar yıkandık. Sabah olunca anneci­ğim yeniden bana yepyeni elbiseler giydirdi. Şehzade gibi oldum.

Arabaya binip, konağa tekrar gittik. Bütün okul orada idi. Hazır bir de ilahici takımı, seven, öpen, ağlayan, dua eden, nereden baksan yüz kişi vardı. Beni ata bindirdiler. İlahiler okunup, amin­ler edilerek önce evime, oradan da okula geldik.

Sınıfta, minderim konmuştu. Varıp hocamın mübarek elini öptüm, sonra da karşısında diz çöküp oturdum. İlk olarak da Elifi öğrendim.”


Kaynak: TÜFEKÇİ, Yusuf, "Âmin Desin Küçük Yürekler!", www.defterk.com


ÂMİN ALAYI GELİYOR

Kaynak: Çağlaroğlu, Nurefşan, İstanbullu Masallar, Nesil Yay.

18 Ekim 2010 Pazartesi

8 Ekim 2010 Cuma

Allah'tır İlk Sözümüz


Allahtır ilk sözümüz.

İman dolu özümüz.

Uyanırken her sabah,

Derim hemen bismillah.

Düşürmem hiç dilimden,

Allah tutar elimden.

Bir şey yerken içerken,

Kitabımı açarken,

Yönelirim Rabbime.

Kuvvet gelir kalbime.

Düşürmem hiç dilimden,

Allah tutar elimden.

Reçete (Kitaplara İman)


Köyde yaşamış bir ihtiyar adam, hastalanınca komşuları tarafından şehre getirilir ve hayatında ilk defa doktora gider. Hastayı muayene eden doktor, durumun ciddi olduğunu söyler ve ilaçları yazdığı reçeteyi ihtiyar adama verirken;

Aman amcacığım, bu reçeteye gözün gibi bak, der.

Doktorun ne demek istediğini anlamayan ihtiyar adam, reçeteyi çerçeveletir, duvara asar ve günde iki defa tok karna indirip bakar.

İki hafta sonra ziyaretine gelen oğlu babasının durumunun daha da kötü olduğunu görünce, ne yaptığını sorar. O da doktorun tavsiyesine uyarak, reçeteye gözü gibi baktığını söyler. Bir iki gün sonra adam ölür…

Mehmet Akif Ersoy’un;

“İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarda okunmak, ne de fal bakmak için…” mısralarında anlatmış olduğu gibi sadece okumak değil anlamak hayata geçirip tatbik etmemiz gerekmektedir Kur’an’ı. Arkadaşlar, Kur’an bizim aklımıza gelebilecek her şeye cevap verir. Nasıl yaşamamız gerektiğini öğretir. İyi, doğru, ahlaklı olmayı, küçüğü sevmeyi, büyüğü saymayı öğretir. Hem bu dünyada hem öbür dünyada mutlu olabilmenin yollarını gösterir. Biz Müslümanlar Allah tarafından gönderilen bütün kitaplara inanırız. İnanmamız zaten imanın altı şartından biridir. Buna “Kitaplara İman” denir.

Yani arkadaşlar, bütün peygamberlere Allah tarafından gönderilen tüm kitaplar gerçektir. Onlardan şüphe etmemek gerekir. Fakat Kur’an dışındaki tüm kitapların zamanla asılları kaybolmuştur. Günümüze kadar gelmiş olan son ve tek kitap, Kur’an-ı Kerim’dir. O hiç bozulmamıştır, kaybolmamıştır.

Arkadaşlar, kitabımızın Allah tarafından sevgili Peygamberimiz –sallallahu aleyhi ve selem- aracılığıyla bizlere gönderilmiş ilahi bir kılavuz olduğunu unutmamalı ve hayatımıza onunla yön vermeliyiz.

- Hikaye sonrası faaliyet: Görüş alış verişi

Konu ile ilgili karşılıklı görüş alış verişi yapılır.


(Kaynak: Sabah Yıldızı)

Yüce Kitabım


Elimde Kur'an,

Dilimde Kur'an,

Benimle her an,

Yüce Kitabım.

Rabbimin sözü,

Her şeyin özü,

Uyarır bizi,

Yüce Kitabım.

Seni okuyan,

Sesini duyan,

Mutlu her zaman,

Yüce Kitabım.

Sendedir hayat,

Ruhumu parlat,

Beni aydınlat,

Yüce Kitabım.

Sen başlara taç,

Ruhlara ilaç,

Biz sana muhtaç,

Yüce kitabım.

Asıl Yurdumuz (Ahirete iman)


Zehra sordu:

Gülleri hiç solmayan,

Kokusu kaybolmayan,

İnsanları ölmeyen

Bir ülke yok mu, anne?

Annesi şöyle cevap verdi:

Bizim asıl yurdumuz

Cennetimiz var, kızım.

Gülleri solmaz, çünkü

Her günü bahar, kızım.

Beyaz gülü kar gibi,

Kırmızısı nar gibi,

Kokla beni der gibi

İnsana bakar, kızım.

Orda her şey olacak.

Mutluluk kucak kucak.

İnsanlar yaşayacak

Sonsuza kadar, kızım.

(M. Yaşar Kandemir)

Şarkı: La İlahe İllallah


Başka yok, var bir Allah,

La ilaheillalah.

Dillerde tekbir Allah,

La ilaheillallah.

Budur benim ezberim,

Muhammed Peygamberim,

Derim başka söz günah,

La ilahe illallah.

Sular devrilip gider,

Zerreler tekbir eder,

Her nefes bak der Allah,

La ilahe illallah.

Yerde gökte okunur,

La ilahe illallah,

Söylenecek söz budur,

Lailahe illallah.

2 Ekim 2010 Cumartesi

Sen Duyarsın Allah'ım


Fısıltılı sesleri,
Kalpteki hevesleri,
En zayıf nefesleri,
Sen duyarsın ALLAH'ım.
Göğün gürültüsünü,
Suyun şırıltısını,
Dua mırıltısını,
Sen duyarsın ALLAH'ım.
Arılar ne söylese,
Kuşlar niyaz eylese,
Bir çocuk Allah dese,
Sen duyarsın ALLAH'ım.

(Öncü Çocuk Korosu)

Allah

Yeri, göğü yaratan,

Ağaçları donatan,

Çiçekleri açtıran,

Bir Allah'tır, bir Allah!

Doyuran her hayvanı,

Yaşatan her insanı,

Koruyan şu vatanı,

Bir Allah'tır, bir Allah!

Allah her yerde hâzır;

Ne yaparsam O görür;

Ne söylersem işitir;

Var'dır, Bir'dir, Büyük'tür.

Ben Allah'ı severim,

Her sözünü dinlerim.

Sabri Cemil YALKUT

Gerçek İman Sahibi Bir Genç (Allah'a iman, hikâye)

Hazreti Ömer, halifeliği zamanında sütçülerin süte su katmasını yasaklamış ve bu emrini her tarafa duyurmuştu. Şehrin asayişini kontrol etmek için bir gece Medine'de dolaşırken yoruldu ve biraz dinlenmek üzere bir evin duvarına yaslandı. Evin içinde anne ile kızı arasında geçen şu konuşmayı duydu:

Anne: – Haydi kızım: kalk da sütlere biraz su katıver.

Kız: – Halifenin sütlere su katılmasını yasakladığını bilmiyor musun?

Anne: – Evet biliyorum.

Kız: – Öyle ise Halifenin yasakladığı işi nasıl yapabilirim?

Anne: – Kalk da su koy şu sütlere, Ömer seni nereden görecek?

Kız: – Ömer görmez ama Rabbim görür. Vallahi ben O'nun göreceği yerde yapmadığım bir işi görmediği yerde de yapmam.

Hazreti Ömer, bu konuşmaları dinledikten sonra evine döndü. İyi bir din terbiyesi görmüş bu yüksek ahlâklı fakir kızı oğlu Âsım ile evlendirdi.

İşte Allah inancının insanın davranışlarındaki olumlu etkisi...

Her Şeyi Allah Yarattı (Allah'a iman, hikâye)

Annesi Selma’ya:

- Yum gözünü, dedi.

Selma gözünü sıkıca kapattı.

- Ne görüyorsun, dedi.

- Hiçbir şey göremiyorum.

- İşte bir zamanlar böyleydi. Kainat da yoktu. Ne ışık, ne toprak, ne deniz, ne güneş, ne yıldızlar, kısaca hiçbir şey yoktu. Sadece Allah vardı. Sonra annesi Selma’ya:

- Şimdi aç gözünü ve neler gördüğünü söyle, dedi.

Selma saymaya başladı:

- Yeri, göğü görüyorum. Güneşi, insanları, ağaçları, kuşları, dağları ve seni görüyorum.

- İşte bunları ve her şeyi Allah yarattı.

- Allah bu kadar çok şeyi niçin yarattı, anneciğim?

- İnsanlara faydalı ve gerekli olduğu için, kızım. Her şey ne kadar güzel ve kusursuz değil mi?

- Evet anne.

- İşte biz bunun için Allah’a inanıyor ve ona şükrediyoruz.

M. Yaşar KANDEMİR

Mustafa Allah'ı Tanıyor (Allah'a iman, hikâye)

Bir gün, Mustafa arkadaşlarıyla Allah’ın varlığı hakkında tartıştıktan sonra eve geldi. Çok sinirli ve huzursuzdu. Durup dururken:

- Allah olsaydı biz de görürdük, dedi.

Babası Mustafa’nın bu halini yadırgadı. Ona;

- Eğer düşünürsen, Allah’ın varlığını aklınla bulabilirsin, dedi.

Babası Allah’ın varlığını Mustafa’ya farklı bir şekilde öğretmek istiyordu. Mustafa uyurken onun Türkçe defterini açarak bazı sayfalarını kalemle karaladı. Mustafa, defterini açtığı zaman öfkelendi.

- Kim çizdi benim defterimi anne? Diye bağırdı.

Annesi:

- Bilmiyorum, çocuğum dedi.

Babası:

- Kalemin kendi kendine çizmiştir, dedi.

- Olur mu öyle şey? Diye söylendi.

Bir başka gün Mustafa, ayakkabısının tekini bulamadı. Aradı taradı, sonunda ayakkabısını mutfağın bir köşesinde görünce.

- Bunu buraya kim koydu? Diye öfkelendi.

Babası:

- Kendi gitmiştir, dedi.

- Olur mu öyle şey baba? Ayakkabının ayağı mı var? Canınız eğlenmek istiyor galiba, diye söylendi. Daha sonraki günlerde, pijamasını misafir odasında, dolmakalemini ayakkabısının içinde bulan Mustafa, artık dayanamadı. Ağlamaklı bir sesle:

- Kim yapıyor bunları? Benimle kim dalga geçiyor? Diye bağırdı.

Babası Mustafa’yı yatıştırarak şunları söyledi.

- Bak çocuğum, bunların kendi kendine hareket edebileceğini söylediğim zaman haklı olarak kabul etmiyorsun. Bu işleri mutlaka birinin yaptığını düşünerek onu araştırıyorsun. Haklısın, öyle olması gerekir. Bu çok kolay ve basit işlerin kendiliğinden olmayacağını kabul ediyorsun da kendi vücudunun, şu ağaçların, hayvanların, ayın, güneşin, hatta en küçük bir yaprağın bile kendiliğinden olamayacağını niçin düşünmüyorsun?

- Her şeyi bir yapan varsa, onları da bir yapan vardır. Bu kadar kusursuz işleyen bir düzen, kendiliğinden kurulabilir mi?

Mustafa:

- Haklısın babacığım, diyerek hatasını kabul etti ve kendisini Allah’ı düşünmeye yönelttiği için de babasına teşekkür etti.

Allah'a İman (konu anlatımı)

Öğrencilere bir resim gösterin. Ve onlara şu soruları sorun:

- Nasıl bir resim, güzel mi, beğendiniz mi?

- Renkler ne kadar da uyumlu, ne güzel çizilmiş, değil mi?

- Acaba bu resim bu kâğıda kendi kendine çizilmiş olabilir mi? Belki de fırça boyaların içine girmiş çıkmış ve akıllı akıllı, becerikli bir şekilde bu resmi yapmıştır değil mi?

- Size bu resmin kendi kendine olduğunu söyleseler inanır mıydınız?


Evet, çocuklar bu resim bu kâğıda kendi kendine çizilmemiş, onu bir ressam yapmıştır.

Yemek yediğimiz sofrayı, masayı yapan bir marangoz,

okuduğumuz kitabı yazan bir yazar vardır.

Aynen bu şekilde, yediğimiz meyveleri, sebzeleri, yaşadığımız dünyayı da bir yaratan vardır.

O da Allah’tır.

O; birdir. Eşi ve benzeri yoktur.

(Elmalar, insanlar birbirine benziyor.)


O, hiçbir şeye muhtaç değildir.
(Öğrenci öğretmene, hasta doktora muhtaçtır. Doktor ve öğretmen de para kazanabilmek için öğrenci ve hastaya muhtaçtır.)

Her şeyin gerçek sahibi O'dur.
(Dosyayı elinde tutan kız dosyanın, arabayı kullanan da arabanın gerçek sahibi değildir.)

Bir şeyin olmasını istediğinde "Ol!" der, o da hemen oluverir.
(İnsanlar bir şey üretirken ciddî bir çaba harcarlar. Bir ekmek buğdaydan üretilip soframıza gelene kadar nice aşamalardan geçer.)


Doğmamıştır, doğurmamıştır. Kızı veya oğlu, annesi veya babası yoktur.

(İnsanların, hayvanların aileleri var.)



O, ölümsüzdür. O’ndan başka her şey yok olup gider.

(Yapraklar sararır; insanlar doğar, büyür, yaşlanır, ölür.)


Hiçbir şey ondan gizlenemez. Her şeyi duyar, her şeyi görür, her şeyi bilir.

(Görülmediğini zanneden bu hırsızı görür, aklımızdan geçenleri bilir, kan damarlarımızda akarken çıkan sesi duyar.)



Eksiksiz ve kusursuzdur. Bütün güzelliklerin kaynağı O’dur.
(Her şeyin bir eksik yanı, olumsuz özelliği vardır. Güzelliklerinin devamı da bazı şeylere bağlıdır.)

Emir ve yasaklarını peygamberleri aracılığıyla bildirir. Hiçbir övgü O’nu yeterince anlatamaz.

İmanın Şartları (şarkı)



İmanın şartı altıdır altı

İmanın şartı altıdır altı

Bir Allah'a inanmak

İki meleklere inanmak

Üç kitaplara inanmak

Dört peygamberlere inanmak

Beş ahiret gününe inanmak

Altı kaza ve kadere

Hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine inanmak

İmanın şartı altıdır altı

İmanın şartı altıdır altı

Altı altı altıdır altı

Altı altı altıdır altı

İmanın Şartları (Amentü, eşleştirme)

Amentü duasını Türkçe karşılıklarıyla eşleştirebilmek için hazırlanmış bir çalışma kağıdı.

Kaynak: Dinimizi Öğreniyoruz 1 (Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları)

İman Ne Demektir? (ders işleniş örneği)


Öğrencilerden birine bir soru sorun. Meselâ;

- Merve, kaç kardeşsiniz?

- Üç.

- En büyük kim?

- Ablam.

- Sen kaçıncı çocuksun?

- İkinci.

- Çok güzel. Biz de dört kardeşiz. En küçükleri benim. İki ağabeyim, bir de ablam var.

Sonra başka bir öğrenciye yönelin.

- Betül, benim kaç kardeşim olduğunu biliyor musun?

- Biliyorum.

- Nereden biliyorsun bakalım?

- Az önce sizden duydum.

- Ama ben söylemeden önce bilmiyordun değil mi?

- Hayır, bilmiyordum.

- Öyleyse benim söylediğime inandın değil mi?

- Elbette inandım öğretmenim.

Sonra sınıfa hitaben;

Evet, çocuklar benim kaç kardeşim olduğunu bilmiyordunuz, ama ben söyleyince doğru olduğunu düşündünüz, yani (vurgulu bir ses tonuyla) inandınız. İşte iman, inanmak demektir.

Bazı şeyleri görürüz, duyarız ve bu sayede onlar hakkında bilgi sahibi oluruz. Bazı şeyleri ise bizzat kendimiz duymayız, duyamayız, görmeyiz, göremeyiz ama onlar hakkında bize bilgi verenler sayesinde onlar hakkında da bilgi sahibi olabiliriz.

Mesela rüzgârı görmeyiz ama yazın penceremizin perdesi havalandığında bunun rüzgâr sebebiyle olduğunu biliriz.

Kâbe’ye hiç gitmemiş, onu hiç görmemiş olabiliriz, ama oraya gidenler vesilesiyle, resimleri vesilesiyle Kâbe’nin varlığına inanırız. Mikropları göremeyiz ama hastalandığımız zaman buna bazı mikropların sebep olduğunu biliriz.

İnanmak, peki neye?

Dinimizde ise iman denildiği zaman; Peygamberimiz Hz. Muham

med (s.a.s)'in Allah tarafından getirdiği şeylerin doğru olduğuna kalb ile inanmak ve bu inacı dil ile söylemek, kastedilir.

İman edilecek şeyler özet olarak Kelime-i Tevhid ve Kelime-i Şehadette yer alır:

Kelime-i Tevhid: Lâ ilâhe illallah, Muhammedün rasulullah. (Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed (sav) onun elçisidir)

Kelime-i Şehadet: Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu. (Ben kabul ve ilan ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur. Ve yine kabul ve ilan ederim ki Hz. Muhammed onun kulu ve elçisidir)

İman etmemiz gereken şeyler ayrıntılı yani,

maddeler halinde “Âmentü duası”nda bulunur. Bunlar:

1. Allah’a iman

2. Meleklere iman

3. Kitaplara iman

4. Peygamberlere iman

5. Ahiret gününe iman

6. Kaza ve kadere iman

Amentü gemisine binen kurtulur.